Her ülkenin dili onun kimliğidir ve dilde yaşanacak dejenerasyon zamanla kimliğe sirayet edecek, geri dönüşümsüz hasara sebep olacaktır. Bu noktada Türkçe’nin yaşadığı erozyonun vahim sonuçlarından bahsetmek yerinde olacaktır.

Türkçe sahip olduğu derinlikle diğer birçok dilden farklı ve kendine has özelliklere sahip bir dildir. Bu derinlikle ortaya koyduğu eserlerin ve edebiyatla birleşen estetiğin dil olarak Türkçede çok üst seviyelerde olduğunu söyleyebiliriz öyle ki Türkçe az kelimeyle çok şey anlatmanızı mümkün kılar. Sahip olduğu atasözü ve deyim zenginliğinin yanı sıra kullanılmasa da geniş bir kelime haznesi vardır. Buna rağmen az kelime ile çok şey anlatan nadir dillerin arasında yer almaktadır. Özellikle iş duyguyu anlatmaya geldiğinde Türkçe’nin gücü yadsınamaz. Bu farklılıktan en büyük payı alan edebiyat dilin uğradığı erozyondan üzerine düşeni ne yazıktır ki almış son yıllarda çıkan kitap sayısı artmış olsa da kalite bir hayli düşmüştür.

Yazarların ortak şikâyeti olan okur sayısının azlığını bir de okur açısından ele alacak olursak; onlar için acaba okunmaya değer olan yazar sayısı kaçtır? Bu sorunun cevabını okurlara bırakıp konumuza dönecek olursak; Türkçe özel bir dildir ve onu kullanmaya erinmemek gerekmektedir. Sözlük okumanın ve kelime dağarcığını genişleten gençlerin olmasının ivedilikle gerekli olduğu günümüzde dili İngilizcenin Hegemonik etkisinden kurtarmamız gerekmektedir. Özellikle internetin ve sosyal medyanın hâkimiyetine giren insanoğlu konuşarak değil yazışarak iletişim kuran canlılara dönüşmüş haldedir. Bu noktada dilin gücü konuşmanın etkisini ancak ve ancak ifade şekillerinde ortaya çıkarabilmekte bu da dilin kullanımını daha önemli hale getirmektedir.

Peki, olan nedir?

Sesli harfleri tedavülden kaldıran bir gençlik, alfabede olmayan harfleri Türkçeye ekleyerek yeni bir dil ortaya çıkarma çabasındadır. Var olan dil ile sorununuz nedir? Desek cevap alabileceğimizi sanmamakla birlikte bu duruma çözüm teşkil edecek tek şey dil kullanımını daha etkin hale getirecek çalışmaların ve projelerin hayata geçirilmesi olacaktır. Adap-ı Muaşeret derslerini müfredata koyan sistem, yazarak konuşma kuralları derslerini de sisteme dâhil etmelidir çünkü çağımız gençliği konuşmayı unutmakla yüz yüzedir ve acı olan ise yazdıkları gibi konuşan bir gençlik yetişmektedir. Toplumun otuzlu yaşlarını ve üzerini yaşayan cenahı ile yirmili yaşları ve altındaki cenah yakında birbirini anlayamayacak aynı dili konuştukları halde iletişim kopacaktır. Çünkü var olan erozyon tahmin edilenin üzerinde ve geri dönüşümsüzdür. Bu noktada sistem oluşturucuların konuya el atmasını dilerken farkındalık adına herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Dilimizi kaybettiğimiz an kimliğimizi kaybedeceğimiz gerçeğinin unutulmaması gerekmektedir.

Leibniz’in dediği gibi “Bana mükemmel bir lisan verin, size büyük bir millet teşkil edeyim.”

Orjinal Kaynak

Yorum Bırakın