YAŞAMA KENARDAN BAKAN YAZAR: LEYLA YILDIRIM

Leyla Yıldırım. İnsan ve toplum ruhun derinliklerinde gizli kalmış, kendimizin bile bilmek istemediği gerçekleri romanlarında yüzümüze vuran bir yazar. Yerli-yabancı finansörler tarafından desteklenen, yazdırılan romanları karşılığı ödüller verilen yazarlardan değil. Bu yüzden midir, toplumun düşünmez-okumaz özelliğinden midir bilinmez Leyla Yıldırım, bilinmesi gerektiği halde toplum tarafından bilinmeyen yazardır.

Celal ÇETİN Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayın (tuhafsite.com)

 

İlk kitabınızın ilk cümlesini kaleme alırken etkisinde olduğunuz duygular neydi? Ne oldu da yazmaya karar verdiniz? Yetiştiğiniz iklimden kısaca söz eder misiniz?

İlk cümle aslında ilk kitabımın son cümlesiydi. Sonunu görmeden başlamak istemediğim kocaman bir roman yazılmayı bekliyordu ve ben o zamanlarda başaramamaktan korktuğum kadar başarmaktan da korkuyordum. Hayata narin ellerle dokununca yapı daha bir kırılgan oluyor. Kısacası ürkerek başladım yazmaya ve bu ürkekliği üzerimden hiç atamadım, aaa evet ben yazıyorum, yazar oldum diyemedim. Yazmak tek ezberim olduğundan olsa gerek kanıksanmış bir ifade biçimidir benim için. Bu noktada yazmakla roman yazmayı sanıyorum birbirinden ayırmak da gerekiyor. Çünkü yazmak haykırmaktır, roman yazmaksa bu haykırışı belli kurallar çerçevesinde müziğe dönüştürebilmektir bana göre. Ve sorunuzun son kısmını burada cevaplamam gerekirse yetiştiğim iklim bana sorundan yana değil çözümden yana olmayı, denemeden vazgeçmemeyi, sonuna kadar gitmeyi ve her seferinde daha azimle devam etmeyi öğretti. Ve tüm bu öğrendiklerim bugün olduğum insan olmamı sağladı. 

Romanlarınız, insan yaşamının derinliklerine yönelik konulara değiniyor. Pek çok insan kendi yaşam derinliklerini bilmezken, sizin nereden aklınıza geldi bu derinliklere inmek?

İnsanlar yaşamın içinde olduklarından dolayı birçok ayrıntıyı rahatlıkla pas geçebilirler ki bu çok insani olur. Ama ben yaşamın kenarında durduğum için galiba ayrıntıları daha rahat görüp çözümleyebiliyorum. Elbette ki dil hâkimiyeti bu derinlik konusunda en büyük yardımcım. Çünkü bilirim romanlar ne anlattığın kadar nasıl anlattığın sorusunun cevabını taşır.

Yazarlığın yanısıra uluslararası ilişkiler alanında akademik kariyer de yapıyorsunuz? Yazdığınız romanlara (Çanakkele Savaşı ile ilgili olanlar gibi) ne gibi etkisi oldu?

Beni zenginleştirdi, topluluk önünde konuşabilmemi sağladı. Yüksek Lisan öncesi varlığını dahi bilmediğim akademik kalemimi keşfettirdi. Ama en güzeli bana harika hocalar, can dostlar ve güzel geçirilmiş yıllar bahşetti. Hep kendime hatırlatırım okullar benim hayattan devşirilmiş ve kendime armağan edilmiş zaman dilimlerimdir. Öğrenmeyi çok seviyorum. Her gün yeni bir bilgi ve yeni bir kelime katamazsam hayatıma o günü eksik tamamladığımı düşünüyorum. En önemlisi de hayatın zenginliklerinin buralarda saklı olduğunu keşfettiğimden bu yana farklı bir algıya sahip olmamın verdiği huzuru yaşıyorum.

Roman karakterlerinin yazarın karakteri ile bir şekilde ilişkili olduğu söylenir. Sizin romanlarınızdaki karakterler zamanla size mi dönüşüyor, siz mi romanlarınızdaki karakterlere dönüşüyorsunuz?

Bir gün sohbetlerimizin birinde siz bana romanların mı beni yazdığını yoksa benim mi romanları yazdığımı bilmediğinizi söylemiştiniz. Bendeki durum galiba böyle… Kâh karakterler bana dönüşüyor, kâh ben onlara. Aramızda güzel bir denge var. Kimselerin bilemeyeceği, kimselerin şahitlik edemeyeceği sır dolu bir birliktelik aslında yazarıyla romanın ilişkisi. Yazılma serüveni ve dahası yaşarken içine girdiğiniz o dünya. Çok yalnız gibi görünen ve algılanan ama aslında çok renkli, çok eğlenceli ve çok keyifli bir dünyadır roman. Roman yazmak, roman yazabiliyor olmak şu hayatta başıma gelen en güzel şeydir.

Okuma kültürünün gelişmediği ülkemizde, üstelik ruhların gizemli dehlizlerinde gezinmek gibi zor bir yolu seçen bir yazar olarak soruyorum. Neden bu yolu seçtiniz?

Ben romanların yazarlarını bulduğuna inanırım. Öyküler beni bulduğu için olsa gerek onları anlatmalıydım. İnsanlara söylemeliydim. Kiminin kalbine dokunmalı, kimini düşündürmeliydim. Kimi sevmeliydi yazdıklarımı kimi nefret etmeli. Yazmanın büyüsü işte böyle bir şey… Siz yazarken kayboluyorsunuz, okur okurken… Bu kayboluşların geri dönüşlerinde ne siz yola çıkan insan oluyorsunuz ne de okurunuz. Böylesi bir yolculuğa çıkmayı reddeden yani okumayan insanları hayatım boyunca anlayamadım. Ölene kadar da anlayabileceğimi zannetmiyorum. Kitap okumanın verdiği o hazzı, sonrasında içinize sinecek olan gelişimi, ruhunuzdaki doymayı nasıl reddedebilirsiniz, nasıl istemezsiniz, nasıl buna vakit ayırmazsınız. Çok ilginç geliyor.

Roman yazarlığının yanısıra senaryo yazarlığı da yapıyorsunuz. Her ikisini yapabilen yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmez.  Roman yazarlığı ve senaristlik birbirini nötrelize eder. Senaryolar romanı roman olmaktan çıkarabiliyor. Dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Senaryo konusunda henüz yolun çok başındayım ve sadece kendi romanlarımın uyarlamaları üzerine çalıştığım için henüz senarist olduğumu ya da olacağımı düşünmüyorum. Senaryo yazmanın matematiği ile roman yazmanın matematiğini ayıran bir sistem var ve ben bu sistemi reddettiğim için senaryo konusu halen benim için muammasını korumakta. Daha fazla üzerine gider miyim bilmiyorum. Baskı hazırlığında olan KİTABIMIN KENARI adlı romanımın film çekimlerine yaz başı başlanacak. Karar vermeden önce sanıyorum onun çıkışını bekleyeceğim.

Bu yolda asıl hedefiniz nedir?

Bırakabilme lüksünü kaybetmeden devam edebilmek en büyük hedefim. Bu lüksü kaybetmek mahkûmiyeti doğuracağı için her an bırakabileceğim özgürlükte kalmaya çok özen gösteririm. Bunu şu ana kadar da yapabildiğime inanıyorum. Bundan sonrası için çok da büyük hedeflerim yok aslında. Birçoğuna ulaşmış durumdayım zaten. Biraz da hayatın bana getirdikleri üzerinden şekillenme yıllarına geçiş yaptığım için hayatın ahengine ve akışına uyum sağlamak gerektiğine inanıyorum. Şekle takılıp özü kaçırmaktan hep imtina ederim. Hayatın özünü, yaşadığım her şeyin özünü kavramak benim için çok önemlidir çünkü hayat ne kadarını pas geçtiğimiz ne kadarını fark ettiğimiz aralığında seyreder. Buna olan inancım hedeflerden ziyade umutları barındırmayı, hırsları bir kenara atıp sadece olana odaklanmayı öğretti bana. Hükmüm bugünde… Ne dünde ne de yarında. Anı yaşamak kıymetli çünkü o anların toplamı anıları oluşturmakta ve o anılarla geçmişimizi yaratırız. O geçmiş de yarınımızı şekillendirir. O yüzden güne sahip çıkın. Gün dünü, dün yarını yapar.

Yorum Bırakın